This started as a disordered diary of our journey to and from Paris... And continues with our other journeys. We hope to share our little memories of "going-everywhere". A city, a place or just an experience!
Bu blog Paris yolculuğumuzun ve buradan yapacağımız tüm yolculukların düzensiz bir günlüğü olarak başladı... Diğer seyahatlerimizle devam ediyor. "Her yere gidişimizin" küçük anılarını paylaşmayı umuyoruz. Bir kenti, bir mekanı ya da sadece bir deneyimi!

Tuesday, February 15, 2011

The Gamekeeper by Ken Loach

"The Gamekeeper"






Ekin'in semineri olması nedeniyle tek başıma Paris sokaklarında dolanırken, Cinemathéque Paris'te Ken Loach'ın 1980 yapımlı bu filmine gitmeye karar verdim. Günlerden salı, saatlerden öğlen iki olmasına rağmen son biletlerden birini aldığımı söylemek isterim. Filmin yapım tarihi ile seyircilerin çoğunun doğum yılı yaklaşık aynı seneye tekabül etmekte olup, bu fransız milletinin bir iş günü iş saatleri arasında Ken Loach'a bu denli düşkün olmasına ise bir anlam veremeyip, fazlasıyla gıpta etttiğimi belirtirim. Çoğunluğu benim yaşlarımda olan seyirci grubunda bir de yeni sevgili olmuşlar da sinemaya kaçamak yapmaya gelmiş gibi ele ele , diz dize oturan nine ve dedelerin de bulunması Fransızların sinema deneyimine kuşak farkı gözetmeksizin önem verdiklerinin kanıtı.

Film, özel bir orman arazisinde av partilerinde kullanılmak  üzere kuşlar yakalayan ve bir yıl boyunca bu kuşlara bakmaya, onları korumaya çalışan bir av düzenleyicisinin etrafında geçen olayları konu alıyor. Kahramanımızın yıl boyunca geçirdiği süreç bir belgesel gibi bize sunuluyor. Yıl sonunda ise tüm emek sadece bir gün içinde tüketiliyor. Soylu kont ve düklerin av sefası, kuşların sonu oluyor.

Soylunun bir günü için serfin bir yılı, çağ atlanmış olsa da feodal sistem sadece okullar da okutulan bir kavram  değil maalesef, eşitsizliği ekonomi adı altında sunmak ancak soylulara yakışır. Benim için bu film fakirin sahip olduğu yaşam alanının  -her ne kadar bu alanı kendi seçme özgürlüğüne sahip olsa da - ancak soylunun izin verdiği ölçüde bir sınırı olduğunu kanıtlıyor. Özgürlük fakire/serfe "verilen" bir hak olduğunda, anlamı boşaltılarak, zenginin fakire sadakasına dönüşüyor.


No comments:

Post a Comment